Erdem GÖKTÜRK

[email protected]
Diğer Yazıları

"BURASI TÜRKİYE" ÜZERİNE


Burada kadınların futbol oynaması uygun değil. Çünkü "burası Türkiye". Orada olur. Çünkü "orası başka".

Tek bir kişi üzerinden bir okuma yapalım. Orası başka mı doğmuş, yoksa çabayla, gayretle, mücadele ile başka mı yapılmış görelim.

Patsy Takemoto. 1927'de Amerika Birleşik Devletleri'nin en, ama en uzak eyaleti Hawaii'de doğmuş. Anne ve babası Japon asıllı. E tabi o zamanlar "orası Amerika". Hayatın kolay olmayacağı başından belli imiş Patsy için.

Lisede spor yapmak istemiş Patsy. Basketbol takımına girmiş.
Bir bakmış basketbol diye oynanan oyun erkeklerinkinden farklı. Kızların "narin yapısı" gözönüne alınarak, kızlar için özel tasarlanmış. Üç hücum, üç savunma oyuncusu var takımda. Herkes kendi yarı sahasında. Karşı yarısahaya geçmek yasak. Öyle bir basketbolumsu yani.
İnat etmiş oynamış Patsy.

Fen dersleri almak istemiş.
Yok demişler. Kızlar ancak sekreterlik ve yemek pişirme dersleri alabilir.
Yok demiş Patsy. O yıl okulunda fizik dersi almasına izin verilen iki kız öğrenciden birisi olmuş.

Öğrenci Birliği'ne girmek istemiş.
Ne münasebet demişler.
Aldırmamış Patsy. Dönem sonunda Öğrenci Birliği'nin ilk kız yönetim kurulu üyesiymiş.

Lisenin ikinci yılında Pearl Harbour baskını olmuş. Japon asıllı Amerikalılar içerideki düşman olarak algılanmaya başlamışlar.
Ayrımcılık doruktayken yoluna devam etmiş Patsy.

Nebraska Üniversitesi'ne kayıt olmuş.
Derisi renkli olanlar şu aşağıdaki yurtta kalacaklar denmiş okul tarafından.
Yok öyle bir şey demiş Patsy. Öğrencileri, velileri, mezunları ve iş çevresini bu ırkçı yaklaşıma karşı organize etmiş. Üniversite'nin Bağımsız Öğrenci Birliği'nin başına da geçmesi ile, henüz bir yıl olmadan Üniversite derinin rengine göre ayrımcı uygulamalardan vazgeçtiğini açıklamak zorunda kalmış.

Üniversite sonrasında doktor olmak istemiş Patsy.
O yıllarda kız öğrencilere tıp okullarında yüzde iki kontenjan tanınıyormuş ancak.
Hiçbir okul onu kabul etmemiş.

Mecburen işe girmiş. Hava kuvvetlerinde, bir kızdan bekleneceği gibi sekreter olarak çalışmaya başlamış.
Kızlardan aslında erkeklere göre çok az şey beklendiğini görmüş iş hayatında. Müdürü de bir şey yapmana gerek yok senin, meşgul gözük yeter diyince şalter atmış.
Kapıyı çarpmış ve ayrılmış Patsy.

Doktor olamadım bari hukukçu olayım demiş.
Yine bütün okullar reddetmiş.
Yalnızca Şikago Üniversitesi kabul etmiş. Oradaki memur Hawaii'yi başka bir ülke sanıyormuş da, uluslararası öğrenci olarak almışlar Patsy'yi.

Evlenmiş. Soyadına Mink eklenmiş. Okulu bitirmiş.
Hawaii'de baroya kaydolmak istemiş.
Kocan buralı değil demişler. Kadın olarak burada avukatlık yapamazsın. Git kocanın memleketinde çalış.
Yine mücadeleye başlamış ayrımcılığa karşı Patsy. Hawaii'nin ilk Japon-Amerika'lı avukatı olmuş.

Mücadele dolu hayatı 1965 yılında onu Amerikan Kongresi'ne taşımış. İlk azınlık üyesi kadın olmuş Kongre'de.
Eğitim ve Çalışma Komitesi'ne girmiş. Ve görmüş ki mevcut yasal düzenlemeler "sistematik bir şekilde kadınların dışlanmasını sağlıyor".

.

.

.

Patsy Takemoto Mink 1972 yılında Edith Green ile birlikte orijinali 39 kelimeden oluşan bir kanun teklifi vermiş. "Amerika Birleşik Devletler'nde hiç kimse cinsiyet nedeni ile eğitime ve onun sağladığı getirilere ulaşmaktan alıkonamaz, eğitim programlarında ve Federal maddi destekler konusunda ayrımcılığa tabi tutlamaz."

.

Title IX - Federal Eğitim Kanunu olarak adlandırılan bu düzenleme ile kızların eğitim ve burslar üzerine ayrımcılığa tutulması yasadışı hale gelmiş. Üniversitelerde kızların oranı yüzde 56'ya ulaşırken ulaşabildikleri spor bursları ile inanılmaz bir spor atılımı gerçekleştirilmiş. Spor yapan kızların sayısı liselerde dokuz kat, üniversitelerde ise beş kat artmış. Özellikle futbol bundan etkilenmiş. Spor bursları kızların üniversite eğitimlerine ulaşması için bir yol olaraka gözüktüğünden orta gelir düzeyindeki ailelerin kız çocukları futbola yönlenmiş. Oyuncu havuzu olarak en büyük boyuta ulaşan Amerika, bu alanda dünyanın en iyilerinden birisi haline gelmiş.

Bugün "orası başka" çünkü altında Patsy gibi pek çok insanın mücadelesi var. Hiç bir değişim kendiliğinden kucağımıza düşmüyor. Çaba göstermeden, risk almadan gelişim olamıyor.

Ülkemiz için en büyük tehlike ise "burası Türkiye" önermesi ile birlikte vasatlığa teslim olmak. Olmayacağız. Çünkü "burası gerçekten Türkiye". Bu toprakların insanı çok daha iyisine layık.

Hep birlikte, ilmek ilmek değişimi örebilmek dileği ile iyi bayramlar.

 

PAYLAŞ

YORUMLAR

blog comments powered by Disqus